<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961</id><updated>2011-04-21T13:23:24.634-07:00</updated><title type='text'>Göstergeler Şavaşı</title><subtitle type='html'>Her söz ideolojiktir.Yazınsal iletişim de ideolojik göstergelerle yapılır. 
Yazınsal metin/söylem toplumsal ortamda ideolojik göstergeler savaşı içinde oluşur, tüketilir.                                    Egemen sınıf göstergeleri tek vurgulu kılmaya çalışır. Göstergeyi toplumsal anlamından bireysel-ruhsal anlama iterek soyutlaştırmaya çalışır. Kendi göstergesini ve kendi anlamını kabul ettirir. Toplumsal mücadele biçimleri göstergelerin anlamı üzerine bir savaştır.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961.post-4503156983784383817</id><published>2007-03-12T16:23:00.000-07:00</published><updated>2007-03-12T16:41:11.111-07:00</updated><title type='text'>Yazar Olmanın Kuralları / Anton Çehov</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/RfXlArWve4I/AAAAAAAAAGU/-XPWVyGn-xc/s1600-h/Chekhov.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5041187157712010114" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/RfXlArWve4I/AAAAAAAAAGU/-XPWVyGn-xc/s320/Chekhov.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yeni doğan her bebeğin poposuna vura vura şu sözler kafasına sokulmalı: “Yazı yazmamalısın! Yazı yazmamalısın! Yazar olmamalısın!” Yine de yazarlık eğilimleri göstermeye kalkarsa, bu kez sevgiyle vazgeçirmeye çalışılmalı. Sevgi de işe yaramazsa, pes edip “kayıplar” listesine eklenmeli. Yazarlık öyle bir kaşıntı ki, tedavisi yok.Yazarın yolu baştan sona dikenler, çiviler ve ısırganlarla kaplı, dolayısıyla aklıselim sahibi insan ne yapıp edip yazarlıktan uzak durmalı. Yine de, tüm uyarılara karşın, kaçınılmaz yazgı kişiyi yazarlık yoluna iterse, bu talihsiz, başına gelecekleri hafifletmek için şu kurallara uymalı:&lt;br /&gt;1. Yazarlığı zevk olsun diye yapmanın, onu meslek edinmekten daha iyi bir yaşam sağlayacağını bilmeli.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;2. Edebiyat arenasında başarısızlığın başarıdan bin kat daha iyi olduğu kulağına küpe olmalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;3. “Sanat için sanat” yapmanın, acınası bir malzemeyi işlemekten daha avantajlı olduğunu aklından çıkarmamalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;4. Tercihen genç bir asilzade ya da bir lise öğrencisi olmamalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;5. Mutlaka akli melekeleri yerinde olmalı ve yazarlıkta deneyim edinmeli.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;6. Çekingen olmamalı; önüne kâğıdı koyup, eline kalemi alıp, aklına geleni yazmalı, sonra dosyasını kapıp yayınevi yayınevi dolaşmalı, kabul ettiremezse yılmayıp kendisi bastırmalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;7. Kitapları basılan ve okunan bir yazar olmak için mutlaka okuryazar olmalı ve en azından arpa tanesi kadar yeteneği bulunmalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;8. Dürüst olmalı; çalıntı bir şeyi özgünmüş gibi sunmamalı, aynı kitabı iki yayınevinden birden çıkarmamalı, yabancı kökenli bir şeyin yerli olduğunu savunmamalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;9. Gerçek yaşamda olduğu gibi, basılı sözcükler dünyasında da edepli davranmalı; başkasının nasırına basmamalı, mendiline sümkürmemeli, tabağındakine el uzatmamalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;10. Yazmaya başlamadan önce bir tema seçmeli, ama Amerika’yı ikinci kez keşfetmiş ya da barutu ikinci kez bulmuş olmamak için, çiğnene çiğnene tadı kaçan sakıza dönmüş temalardan uzak durmalı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;11. Hayal gücünü özgür bırakmalı, ama eline hâkim olmalı; ne kadar kısa ve öz yazarsa, o kadar sık ve zevkle basılacağını unutmamalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;12. Şöhret peşinde koşmuyorsa ve dayak yemekten korkuyorsa takma ad kullanmalı, ama asıl adını ve adresini yayınevine bildirmeyi ihmal etmemeli.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;13. Ücreti kitap yayımlandıktan sonra almalı, gelecekten yemek anlamına gelen avanstan kaçınmalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;14. Aldığı parayı canı nereye isterse oraya harcamalı.15. Son olarak, bu kuralları bir kez daha okumalı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7852718272705011961-4503156983784383817?l=gostergeler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/4503156983784383817/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7852718272705011961&amp;postID=4503156983784383817' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/4503156983784383817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/4503156983784383817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/2007/03/yazar-olmann-kurallar-anton-ehov.html' title='Yazar Olmanın Kuralları / Anton Çehov'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/RfXlArWve4I/AAAAAAAAAGU/-XPWVyGn-xc/s72-c/Chekhov.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961.post-586981640997214114</id><published>2007-03-12T16:16:00.000-07:00</published><updated>2007-03-12T16:23:14.023-07:00</updated><title type='text'>Julio Cortázar                            kitap-lık Sayı: 64 Eylül 2003</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Üç Kısa Öykü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ağız mandalının konuşmaları&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Benim evde acayip bir ağız mandalı var. Saint-Roch’un çanları susar susmaz, ağız mandalım ayakları üstüne dikiliyor ve benim şahsıma gündelik konuşmasına başlıyor. Sorgun koltuğuma gömülmüş biçimde, ilgisiz görünmeye çalışıyorum yıllardır, çünkü bu yaratığın sohbetinde bana hitap edebilecek herhangi bir şey olmaması gerekir, ama bugüne dek ağız mandalım her zaman benden daha kurnaz olmuştur. İşte böyle, konuşmasına başladığı andan başlayarak, özellikle yansımalı ama çözümlenmesi kolay bir biçimde anlatacaklarını anlatıyor, ben de kulağı kirişte olan bir kimse gibi dinlemek zorunda kalıyorum onu, bunu yaparken de en ufak ikilem sergilemeden kendisini onayladığımı ve hoşnut olduğumu gösteriyorum.Her şey bundan ibaret olsaydı, aşağı yukarı yirmi dakika sonra, Saint-Simon’un anılarına yeniden gömülebilirdim, ama ağız mandalım hiçbir şeyden tatmin olmuyor. Konuşması bitmeye yüz tuttuğunda, bana konuşmasını birkaç cümlede özetlememi buyuruyor. Akşamın en çekilmez ânı bu, çünkü sıklıkla onun düşüncelerinin izlediği yolu yitiriyorum. Tek bir örnek vermek gerekirse, o akşamki konuşması a sesi üstüne kurulmuşsa, ki bundan sonsuz perde değişimleri, armonik farklar ve e’ye ya da o’ya geçişler çıkarabiliyor (aae, aea, aoa, aoo, aeoa, aeeoo gibi seslerin tüm dizisini ekleyelim bunlara), konuşmanın maddesinin iki hali arasına mantık köprüsünü kurmakta elimden bir şey gelmemesi yeterli oluyor her şeyi berbat etmek için. Ağız mandalım kudurdu mu sınır tanımaz, ve ne yazık ki bunun sonuçlarını birçok kez tekrar tekrar yaşadım. Öncelikle şu kül tablası sorunu var. Eğer az önce sözünü ettiğim nedenlerden ötürü kızmışsa (üstelik sayısız kızgınlık türü var), ağız mandalımdan bana saat dokuz buçuk sigaramı içebilmem için kül tablasını getirmesini rica etmem boşuna oluyor. O durumda ani bir tepki veriyor, kâh kâğıtlarla dolu çöp kutusuna kendini bırakıyor, kâh oyun masasının altına girip, ağzı ayaklarının arasında, belli belirsiz bir sfenks edasıyla bana odaklanıyor. Bana gelince, konuşmayı özetlemekteki başarısızlığım beni neredeyse her zaman öyle bir duruma sürüklüyor ki, bu konuda en azından şunu söyleyebilirim, ödüm uç bir psikolojik karmaşıklığın burgacına atılıyor. Böylesi bir durum yalnızca zamanın, iğrenç saat kurma sapının, sihirli aynalar gibi çoğaltacağı yüksek tansiyonlara yol açar. Sonunda da, bu sözcük burada birazcık yersiz kaçacak ama neredeyse doğal biçimde, birbirimizin yüzüne en özümsenmiş hakaretleri yağdırırken buluyoruz kendimizi, bunların üstüne, tutumunun ev ekonomisinde ciddi sorunlar yaratmasını umursamayan ağız mandalım, alev alev yanan gözlerindense daha çok öfkeyle burnundan fışkıran yaşları silmek için patiska mendilimi elimden kapıveriyor. O anlarda, ağız mandalıma nereye kadar dokunabileceğimi tartıyorum kafamda, çünkü bu yaratık, kül tablası darbesi düzeyini de, mendil darbesininkini de aşmaktan hiç çekinmiyor, kaldı ki benim kendimi zorlayarak hareketsiz kalmam karşısında, bana karşı en azından daha az kırıcı davranışlar sergilemesi onun için o kadar da zor olmasa gerek. Bu gibi durumlarda insan bir ağız mandalının ruhunun, onun küçük parmağından öteye gitmediğini anlıyor ister istemez, biraz merhamet ve unutuş katılıyor sonra işin içine, bunun tek nedeni sessizliğe ve düşüncelere dalmaya izin veren şeylerden alınan zevk. Çünkü o dakikadan sonra, evde sessizlik olacaktır; özet yapılmış olsun olmasın, konuşma kapanmıştır, kül tablası getirilmiş ya da getirilmesi reddedilmiş, mendil elden gitmiş ya da gitmemiştir. Birbirimize odaklanarak bakmak kalır bize, herkes kendi yerinde, bırakırız kapansın üstümüze gecenin koca kubbesi. Sabah saat yedi çeyrekte kahvaltımız getirilir. Vaktimiz bol nasıl olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Gereksiz Koruma&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gayet iyi biliyorum, hastalık derecesinde utangacım, insan içine çıkınca demir gibi, kaya gibi kaskatı oluyorum. Çoğunlukla müttefikim olan su bile, kimi zaman kuru ve düşmanca bir tavır takınarak akıyor dudaklarıma, oysa dudaklarım suyun badem ya da dantel olmasını isterlerdi; akşamın alacakaranlığında, henüz kentte dolaşmaya cesaret edebildiğim solgun ışığın altında bile öylesine tatlı profilleriyle derimin içinde derin yaralar açıyor bulutlar, ve beni çığlıklar atıp cümle kapıları altına sığına sığına kaçmaya zorluyorlar. Daha emin bir yol olarak metroya binmemi ya da dalgalı kenarlı bir şapka satın almamı tavsiye ediyor insanlar bana. İstedikleri kadar çocuklarla konuştukları tonda laf anlatsınlar, ben uzaklarda makaslarını boynumun üstünde bilemek için bekleyen kırlangıca bakmaya başladım bile. Kentin işçi ve işverenleri korunmam için kullanılacak bir ödeneği oylamaya koydular, insanlar benim için kendilerini sıkıntıya sokuyorlar. Teşekkür ediyorum sizlere, beyler ve hanımlar, o parayı size minnet ve medeniyet çerçevesinde geri vermek isterdim; ama siz hep orada olacaktınız ve işte bu da dik bir yar, gölge öğüten bir değirmen, mercan iğnecikleriyle donanmış bir iyiliğin katlanılmaz aşırılığını yaratacaktı bende. Başkalarının varoluşunu karmaşık hale getirmeyi giderek daha can sıkıcı bulmaya başladım, ama beni içine koyabileceğiniz, hâlâ ıssız olan tek bir ada, adı kötüye çıkmış tek bir koruluk, hatta küçücük bir toprak parçası bile kalmadı ki oradan sizlere bakayım barışçıl bir göğün altında. Ey insanları dikenli yeryüzü, yanlış bir şey midir boynuzlu bir at olmak?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Alışılmamış seçimler&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Karar veremedi.Hiç karar veremedi.Aralarından birini seçsin diye bir muz, Gabriel Marcel’in bir kitabı, naylondan üç çift çorap, garantili büyük bir kahve makinesi, esnek ahlaklı bir sarışın, erken emeklilik önerdiler ona, ama o karar veremedi.Kararsızlığı yüzünden birkaç memurun, bir rahibin ve bölgenin aynasızlarının uykuları kaçtı.Karar veremediği için insanlar aralarında onun oturma izninin iptalinin gerekip gerekmeyeceğini konuşmaya başladılar.Bunu onun duymasını sağladılar, öylesine gibi, kibar bir şekilde.Şöyle dedi: "Bu durumda, muzu alıyorum."İnsanlar kuşkulandılar, bu da çok doğaldı.Kahve makinesini ya da en azından sarışını alması daha akıllıca olurdu.Muzu yeğlemesi yine de tuhaf.Durumu en başından ele almaya karar verdiler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;                                                                           &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;                                                                                                                             &lt;em&gt;Fransızcadan çev: Orçun Türkay&lt;/em&gt;                    &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7852718272705011961-586981640997214114?l=gostergeler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/586981640997214114/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7852718272705011961&amp;postID=586981640997214114' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/586981640997214114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/586981640997214114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/2007/03/julio-cortzar-kitap-lk-say-64-eyll-2003.html' title='Julio Cortázar                            kitap-lık Sayı: 64 Eylül 2003'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961.post-5253565213624502844</id><published>2007-03-11T16:15:00.000-07:00</published><updated>2007-03-18T14:32:07.004-07:00</updated><title type='text'>Ölü mü Denir / Edip Cansever</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2vmDrXXTI/AAAAAAAAAKg/et7bm7VehQw/s1600-h/edip+cansever.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043380226081905970" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2vmDrXXTI/AAAAAAAAAKg/et7bm7VehQw/s320/edip+cansever.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ölü mü denir şimdi onlara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Durmuş kalbleri çoktan&lt;/div&gt;Ölü mü denir şimdi onlara&lt;br /&gt;Kımıldamıyor gözbebekleri&lt;br /&gt;Ölü mü denir pekiEn büyük limanlara demirlemiş&lt;br /&gt;En büyük gemiler gibiKımıldamıyor gözbebekleri&lt;br /&gt;Ölü mü denir şimdi onlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suratları gergin&lt;br /&gt;Suratları kararlı&lt;br /&gt;Belli ki çok beklemişler&lt;br /&gt;Kabuğundan çıkan bir portakal gibi gelen sabahı&lt;br /&gt;Suratları gergin&lt;br /&gt;Bir savaş alanına benziyor suratları&lt;br /&gt;Dudakları nemli&lt;br /&gt;Son defa kendi etini öpüp&lt;br /&gt;Yani son defa gerçek bir insan etini&lt;br /&gt;Hazla kapanmışlar öyle&lt;br /&gt;Geçirmiyor gövdeleri soğuğu&lt;br /&gt;Geçirmiyor sıcağı da&lt;br /&gt;Ve ikiye ayrılmış bir nehir gibi bacakları&lt;br /&gt;Akıyorlar sonsuza&lt;br /&gt;Ölü mü denir şimdi onlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse hüzünlü olmasın&lt;br /&gt;Sırası değil hüznün daha&lt;br /&gt;Bir gün bir şehrin alanında&lt;br /&gt;Bir mermer yığınının gözlerine&lt;br /&gt;Omuzlarına düşerse bir çınar yaprağı&lt;br /&gt;Hüzünlensin yaşayanlar o zaman&lt;br /&gt;Sırası değil hüznün daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylesine sıkılmış ki yumrukları&lt;br /&gt;İyice sıkılsın yumruklar&lt;br /&gt;Saklansın diye bir armağan gibi bu katılık&lt;br /&gt;Öylesine sıkılmış ki yumrukları&lt;br /&gt;Kimse hüzünlü olmasın&lt;br /&gt;Kimse hüzünlü olmasın diye&lt;br /&gt;Sırası değil hüznün daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret&lt;br /&gt;Unutulsun bu alışılmış duyarlık&lt;br /&gt;O kadar sade, o kadar kalabalık ki&lt;br /&gt;Unutulmaya değer onların insan gövdeleri&lt;br /&gt;Ve unutulmalı mutlaka&lt;br /&gt;Dolsunlar diye yüreklere&lt;br /&gt;Dolsunlar damarlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölü mü denir&lt;br /&gt;Ölü mü denir şimdi onlara. &lt;strong&gt;(1974)&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7852718272705011961-5253565213624502844?l=gostergeler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/5253565213624502844/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7852718272705011961&amp;postID=5253565213624502844' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/5253565213624502844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/5253565213624502844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/2007/03/l-m-denir-edip-cansever.html' title='Ölü mü Denir / Edip Cansever'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2vmDrXXTI/AAAAAAAAAKg/et7bm7VehQw/s72-c/edip+cansever.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961.post-3468438920751324570</id><published>2007-03-11T15:56:00.000-07:00</published><updated>2007-03-18T14:36:43.965-07:00</updated><title type='text'>Mor Külhani / Ece Ayhan</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2wzjrXXUI/AAAAAAAAAKo/uhO9RoXrX2M/s1600-h/ece+ayhan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043381557521767746" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2wzjrXXUI/AAAAAAAAAKo/uhO9RoXrX2M/s320/ece+ayhan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1. Şiirimiz karadır abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendine çalan bir davul zurna&lt;br /&gt;Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan&lt;br /&gt;Taşınır mal helalarında kara kamunun&lt;br /&gt;Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Şiirimiz her işi yapar abiler&lt;br /&gt;Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur&lt;br /&gt;Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür&lt;br /&gt;Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta&lt;br /&gt;Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Şiirimiz gül kurutur abiler&lt;br /&gt;Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın&lt;br /&gt;Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan&lt;br /&gt;Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu&lt;br /&gt;Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Şiirimiz erkek emzirir abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister&lt;br /&gt;Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun&lt;br /&gt;Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla&lt;br /&gt;Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Şiirimiz mor külhanidir abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz&lt;br /&gt;Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde&lt;br /&gt;Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle&lt;br /&gt;Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Şiirimiz kentten içeridir abiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir&lt;br /&gt;Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7852718272705011961-3468438920751324570?l=gostergeler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/3468438920751324570/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7852718272705011961&amp;postID=3468438920751324570' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/3468438920751324570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/3468438920751324570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/2007/03/mor-klhani-ece-ayhan.html' title='Mor Külhani / Ece Ayhan'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2wzjrXXUI/AAAAAAAAAKo/uhO9RoXrX2M/s72-c/ece+ayhan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961.post-172378397221756695</id><published>2007-03-11T15:52:00.000-07:00</published><updated>2007-03-11T15:54:56.259-07:00</updated><title type='text'>Tutunamayanlar'dan "Çıkarlarını Düşünmeyenler" / Oğuz Atay</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;...çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. her olayda bir kenara çekilenlergerçekten de bir kenarda kalacaklardır. yaptıkları işlerin gizli kalmasınıisteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır. kimse, onların varlığıyla tedirginolmayacaktır. bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, birgözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. hayattançıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır.  ölüm bile onlarınadlarını duyurmaya yetmeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşelerbüyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. mezarları bir kenardakalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır.cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. ağız tadıyla birkeşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır. hayattan çıkarı olmayanların hayatı ,çıkmaza sürüklenecektir. kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadançekmeye başlayacaklardır. sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleriiçin, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir. duygu alıverişinden nasipleriolmayacaktır. duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır.çektikleri acılarla, yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izinverilmeyecektir. güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederlioldukları sanılacaktır. hayattan çıkarları olmadığı da asla kabuledilmeyecektir. böyle bir yanlışlığa düşülmeyecektir. aslında, hayattançıkarları olduğu ispat edilecektir, çıkarlarını korumak için canları çıktığıhalde, bunu beceremedikleri için,çıkarlarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşçasınagillerden göründükleri yüzlerinevurulacaktır. Onlar da bu saldırılara bir karşılık bulamayacaklardır.kendilerini yokladıkları zaman, bütün ileri sürülenlerin gerçek olduğunu,hayatlarını boş yere harcadıklarını, ne yazık ki artık çok geç kaldıklarınıonlar da açık ve seçik olarak göreceklerdir. işte o anda dahi, delice birharekette bulunmalarına, anlamsız bir hayatı anlamlı bir şekilde bitirmelerinegöz yumulmayacaktır. kendilerini öldüremeyeceklerdir. onlara anlatılacaktırki, böyle bir davranış bütün yaşamlarıyla çelişki içindedir, gerçekle ilgisiyoktur: kendilerini öldürürlerse, onlar hakkında varılan isabetli yargılarıçürütmek için gene boş bir çaba göstermiş olurlar. bu hiçbir şeyi değiştirmez.onlar, bu rezilliğe de katlanarak sürünmeye devam edeceklerdir. hayatlarıylayanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır? hayattan çıkarıolmamak, hem tanrının hem de insanların gözlerinde affedilmez bir suçtur; gelişip yayılmaması için gerekli her türlü tedbir alınacaktır. bütün tarih, bütün iktisat, bütün sosyoloji, bütün psikoloji, kısaca bütün lojiler, hayatınçıkarcılığa dayandığını göstermek için yırtınacaklardır, yırtınmalıdırlar."Ben çıkarıma bakarım" diyeceksiniz, bunun için "babamı bile tanımam"diyeceksiniz. kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7852718272705011961-172378397221756695?l=gostergeler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/172378397221756695/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7852718272705011961&amp;postID=172378397221756695' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/172378397221756695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/172378397221756695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/2007/03/tutunamayanlardan-karlarn-dnmeyenler.html' title='Tutunamayanlar&apos;dan &quot;Çıkarlarını Düşünmeyenler&quot; / Oğuz Atay'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961.post-6657818401756042719</id><published>2007-03-11T15:47:00.000-07:00</published><updated>2007-03-18T14:40:50.901-07:00</updated><title type='text'>Tutunamayan (Disconnectus Erectus) / Oğuz Atay</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2xsDrXXVI/AAAAAAAAAKw/bWcY0A8HeWE/s1600-h/oÄuz+atay.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043382528184376658" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2xsDrXXVI/AAAAAAAAAKw/bWcY0A8HeWE/s320/o%C4%9Fuz+atay.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer.Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuşyukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer).Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görmeduygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar.Dişilerinide aynı sesle çağırırlar. Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlardayanabildikleri sürece) barınırlar. ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar.Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavrular ayrıyerlere giderler. Toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşıbirleştikleri görülmemiştir. Belirli bir beslenme düzenleri de yoktur. Başkahayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler.Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeyi unuturlar. Bütünhuyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğinigörmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (Bu sırada çok zayıf düştükleri içinavlanmaları tavsiye edilmez). &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat -genetaklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgayagirdikleri olur. Şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka birhayvanı yendiği görülmemiştir. Bununla birlikte, hafızaları da zayıf olduğuiçin, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlemlenmiştir.(Aynı bilginler, kavgacı tutunamaynların sayısının gittikçe azaldığınısöylemektedirler).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Din kitapları, bu hayvanları yemeyi yasaklamışsa da gizli olarakavlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamayanları avlamak çokkolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz hemen yaklaşırlar size. Ondan sonratutup öldürmek işten bile değildir. İnsanlara zararlı bazı mikroplartaşıdıkları tespit edildiğinden, belediye sağlık müdürlüğü de tutunamayankesimini yasak etmiştir. Yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafifsıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibiduygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. Fakat aynıhekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara dabulaştırdıklarını ve bu sıkıntılardan kurtulmanın ancak et yemektenvazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunlarısirklerde çalıştırmak istemişlerdir. Fakat bu hayvanların, beceriksizliklerinedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. Ayrıcabirkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmekyerine mahzun etmişlerdir. (Halk gişelere saldırarak parasını geriistemiştir).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Filden sonra, din duygusu en kuvvetli hayvan olarak bilinir. Öldüktensonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. Fakat toplu, ya datek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olmayacağısanılmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar veher tarafları yara bere içinde kalır. Onları bu durumda gören bazı yufkayürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi denemişlerdir.Fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle- çokzor olmaktadır. Beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evdenkovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. Evin kapısında günlerce,acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (Birkeresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibinikovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir). &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şehirlere yakın yerlerde yaşadıkları için, onları şehrin içinde, çitleçevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta tutarak, sayılarınınazalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7852718272705011961-6657818401756042719?l=gostergeler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/6657818401756042719/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7852718272705011961&amp;postID=6657818401756042719' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/6657818401756042719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/6657818401756042719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/2007/03/tutunamayan-disconnectus-erectus-ouz.html' title='Tutunamayan (Disconnectus Erectus) / Oğuz Atay'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Iy2-zj_xZUU/Rf2xsDrXXVI/AAAAAAAAAKw/bWcY0A8HeWE/s72-c/o%C4%9Fuz+atay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961.post-5025023393582727213</id><published>2007-03-11T15:37:00.000-07:00</published><updated>2007-03-11T15:47:00.861-07:00</updated><title type='text'>Mutlu Aşk Yoktur Ki Dünyada / Louis Aragon</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Mutlu Aşk Yoktur Ki Dünyada&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aslında hiçbir şey kâr değil insana&lt;br /&gt;Ne gücü ne zayıf yanları ne de yüreği&lt;br /&gt;Gölgesi bir haç gölgesidir kollarını açsa&lt;br /&gt;Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi&lt;br /&gt;Tuhaf bir ayrılıktır hayatı kapkara&lt;br /&gt;Mutlu aşk yok ki dünyada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani giydirilmiş erler bir başka yazgıya&lt;br /&gt;İşte o silahsız erlere benzer hayatı&lt;br /&gt;Sabahları o yazgı için uyanmış olsalar da&lt;br /&gt;Tükenmiştirler ve kararsızdırlar akşamlarıS&lt;br /&gt;öyle yavrum şu sözleri sakın ağlama&lt;br /&gt;Mutlu aşk yok ki dünyada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel aşkım tatlı aşkım çıbanım derdim&lt;br /&gt;Yaralı bir kuş gibi taşırım seni şuramda&lt;br /&gt;Ve görmeden bakanlar şu halimize bizim&lt;br /&gt;Süzdüğüm sözleri söylerler benden sonra&lt;br /&gt;Ve her şey der demez ölür iri gözlerin uğruna&lt;br /&gt;Mutlu aşk yok ki dünyada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamayı öğrenmek bizimçin geçti çoktan&lt;br /&gt;Ağlasın gece içinde kalplerimiz yan yana&lt;br /&gt;En küçük şarkıyı mutsuzluktur kurtaran&lt;br /&gt;Her ürperiş borçlu baştan bir hayıflanmaya&lt;br /&gt;Ve her kitar havası beslenir bir hıçkırıkla&lt;br /&gt;Mutlu aşk yok ki dünyada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acılara batmamış bir aşk söyle bana&lt;br /&gt;Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle&lt;br /&gt;Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama&lt;br /&gt;İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de&lt;br /&gt;Bir aşk yok ki paydos demiş göz yaşlarına&lt;br /&gt;Mutlu aşk yok ki dünyadaAma şu aşk ikimizin öyle de olsa.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Çeviren: Cemal Süreya&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7852718272705011961-5025023393582727213?l=gostergeler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/5025023393582727213/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7852718272705011961&amp;postID=5025023393582727213' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/5025023393582727213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/5025023393582727213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/2007/03/mutlu-ak-yoktur-ki-dnyada-louis-aragon.html' title='Mutlu Aşk Yoktur Ki Dünyada / Louis Aragon'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7852718272705011961.post-6298719397384504630</id><published>2007-03-11T11:19:00.000-07:00</published><updated>2007-03-11T11:30:43.891-07:00</updated><title type='text'>Amerika / Allen Ginsberg</title><content type='html'>Amerika her şeyimi verdim sana, şimdi bir hiçim&lt;br /&gt;17 Ocak 1956 ve iki dolar yirmi-yedi sent.&lt;br /&gt;Kendi kafam bile destek değil bana.&lt;br /&gt;İnsanlarla savaşı ne zaman sona erdireceğiz Amerika?&lt;br /&gt;Al şu atom bombanı kıçına sok.&lt;br /&gt;Kafam bozuk, Amerika, bir de sen üstüme varma,&lt;br /&gt;Kafam yerine gelene dek şiir miir de yazmayacağım.&lt;br /&gt;Söyle bana Amerika ne zaman melekleşeceksin sen?&lt;br /&gt;Ne zaman anadan doğma olacaksın&lt;br /&gt;Ne zaman bakacaksın mezarlıktan Amerika?&lt;br /&gt;Ne zaman milyonlarca troçkistine yakışır olacaksın?&lt;br /&gt;Amerika, kitaplıkların niçin gözyaşı ile dolu?&lt;br /&gt;Amerika, Hindistan'a yumurtaları ne zaman yollayacaksın?&lt;br /&gt;Amerika bu senin kılı kırk yarmalarından bıktım artık.&lt;br /&gt;Ne zaman süpermarket'e gidip, şu güzel gözlerim için&lt;br /&gt;                              gerekenleri alabileceğim?&lt;br /&gt;Amerika, her şeyin bir yana, eksiksiz olan bir sen varsın&lt;br /&gt;                              bir de ben, öbür dünya değil.&lt;br /&gt;Şu makinalarına da dayanasım kalmadı Amerika, bil.&lt;br /&gt;Bende bir ermiş olma isteği uyandırdın.&lt;br /&gt;Bu tartışmayı çözmek için bir başka yol olmalı.&lt;br /&gt;Burroughs şimdi Tanca'da, sanmıyorum ki geri dönsün&lt;br /&gt;                             Korkunç bir şey olurdu bu.&lt;br /&gt;Sen de korkunç musun Amerika yoksa bir oyun mu bu?&lt;br /&gt;Saplantımdan döneceğimi sanıyorsan aldanıyorsun.&lt;br /&gt;Öyle üstüme varma Amerika, ne yaptığımı biliyorum ben.&lt;br /&gt;Amerika, erikler çiçek döküyor.&lt;br /&gt;Aylardır gazete okuduğum yok, her gün&lt;br /&gt;                             cinayetten birisi Kodesi boyluyor.&lt;br /&gt;Amerika, Wobblie'lere tutkunum ben.&lt;br /&gt;Küçükken komünisttim Amerika, özür mözür de dilemiyorum&lt;br /&gt;                            şimdi her fırsatta esrar çekiyorum.&lt;br /&gt;Günlerce evde oturup iş olsun diye kilerdeki gülleri seyrediyorum.&lt;br /&gt;Chinatown'a gittiğimde kafayı çekiyorum ölesiye,                            ama hiç kimselerle yatamıyorum.&lt;br /&gt;Bu işin içinde bir şamata olduğunu sanıyorum.&lt;br /&gt;Ah! Sen beni Marx okurken görmeliydin Amerika.&lt;br /&gt;Ruh doktorum hiçbir şeyin yok diyor.&lt;br /&gt;Hiçbir şeyim yok gerçekten, Tanrı' ya yakarma dahil.&lt;br /&gt;Mistik görünümlerim ve kozmik titreşimlerim var yalnız.&lt;br /&gt;Amerika, daha sana Max Amcam Rusya'dan döndükten sonra&lt;br /&gt;                            ona yaptıklarından söz açmadım.&lt;br /&gt;Sana sesleniyorum Amerika.&lt;br /&gt;Heyecanlarının daha Time eliyle yönetilmesine göz yumacak mısın?&lt;br /&gt;Ben Time'a tutkunum Amerika&lt;br /&gt;Her hafta bir tane alıp okuyorum&lt;br /&gt;Köşebaşındaki şekercinin yanından geçerken kapağı beni gözlüyor&lt;br /&gt;Onu Berkeley Halk Kitaplığı'nın bodrum katında okuyorum.&lt;br /&gt;Sana hep sorumluluktan söz ediyor.&lt;br /&gt;İş adamları ciddi.&lt;br /&gt;Film yapımcıları ciddi.&lt;br /&gt;Herkes ciddi, ben hariç.&lt;br /&gt;Zaman zaman Amerika ben değil miyim diye düşündüğüm oluyor.&lt;br /&gt;Yeniden kendi kendimle konuşmaya başladım işte.&lt;br /&gt;Asya bana karşı ayaklanıyor Amerika.&lt;br /&gt;Bir metelik talihim yok.&lt;br /&gt;En iyisi ulusal kaynakları inceleyip, onlara dönmek.&lt;br /&gt;Ulusal kaynaklarım, biliyorum, iki parça esrar,&lt;br /&gt;                  binlerce cinsiyet organı, saatde 1400 mil hızla giden&lt;br /&gt;                  bir özel basılmaz edebiyat ve yirmibeşbin tımarhane.&lt;br /&gt;Cezaevlerinden ve beşbin güneş ışığı altında saksılarda&lt;br /&gt;Yaşayan fakir fukaradan sözetmiyorum.&lt;br /&gt;Fransa'daki kerhaneleri kaldırdım, şimdi sıra Tanca'da.&lt;br /&gt;Katolik olmasına katoliğim ama gene de Başkan olmak istiyorum.&lt;br /&gt;Amerika senin bu alık ve çılgın havanda nasıl kutsal bir yakarma yazabilirim?&lt;br /&gt;Dörtlüklerime Henry Ford gibi devam edeceğim,&lt;br /&gt;                  yazdıklarım onun çıkardığı otomobiller kadar&lt;br /&gt;                  kişisel, üstelik her biri değişik cinsiyetten.&lt;br /&gt;Amerika dörtlüklerimi peşin para 2500 dolardan satarım sana,&lt;br /&gt;                  eski dörtlüklerimi de 500 eksiğine alırım.&lt;br /&gt;Amerika Tom Mooney'i serbest bırak.&lt;br /&gt;Amerika İspanyol cumhuriyetçilerini kurtar&lt;br /&gt;America Sacco ve Vanzetti ölmemeli.&lt;br /&gt;Amerika ben Scottsboro çocuklarıyım.&lt;br /&gt;Amerika, yedi yaşımdayken anam hücre toplantılarında götürürdü beni,&lt;br /&gt;                  orda bize leblebi satarlardı, bir karneye bir avuç leblebi&lt;br /&gt;                  beş sent ve söylev beleşti&lt;br /&gt;                  herkes bir melekti orda Amerika ve işçiler karşı iyi&lt;br /&gt;                  duygularla doluydu herkes içtendi Amerika ve bilemezsin&lt;br /&gt;                  parti 1833'de nasıl iyiydi ve Scott Nearing ne hoş&lt;br /&gt;                 bir ihtiyardı Bloor Ana bir seferinde nasıl da ağlatmıştı&lt;br /&gt;                  beni bir kez İsrael Amter'i görmüştüm  orda.&lt;br /&gt;                   Her biri birer casus olmalıydı onların.&lt;br /&gt;Amerika biliyorum gerçekten savaşmak istemiyorsun.&lt;br /&gt;Amerika onlar rus haydutları biliyorum.&lt;br /&gt;Ruslar onlar Ruslar ve Çinliler.&lt;br /&gt;Ve Ruslar. Ve Ruslar.&lt;br /&gt;Rusya bizi canlı canlı gövdeye indirmek istiyor.&lt;br /&gt;                  Lüpletmek istiyor.&lt;br /&gt;Gücünde çılgına dönmüş Moskof.&lt;br /&gt;                  Elimizden  arabalarımızı ve garajlarımızı almak istiyor.&lt;br /&gt;Chicago'yu ele geçirmek istiyor.&lt;br /&gt;Onun kızıl Reader Digest'a  İhtiyacı var.&lt;br /&gt;                  Bizim otomobil fabrikalarımızı Sibirya'ya taşımak istiyor.&lt;br /&gt;Benzin istasyonlarımızı o büyük iğrenç bürokrasi yönetsin istiyor.&lt;br /&gt;                  İyi bir şey değil bu.&lt;br /&gt;O kızılderililere okuma yazma öğretmek istiyor.&lt;br /&gt;                  Onun güçlü kuvvetli zencilere ihtiyacı var.&lt;br /&gt;                  Bizi günde on-altı saat çalıştırmak istiyor.&lt;br /&gt;                  İmdat.Amerika bu iş ciddi.&lt;br /&gt;Amerika ben bunları televizyona bakarak çıkarıyorum.&lt;br /&gt;Amerika doğru mu bunlar?&lt;br /&gt;Hemen çalışmaya başlasam iyi olacak, öyle görülüyor.&lt;br /&gt;Ama orduya yazılmak istemiyorum, ne de fabrikalarda tasviye tekerleği çevirmek,                   miyobun biriyim, üstelik kafadan çatlak.&lt;br /&gt;Amerika dönsün çark.&lt;br /&gt;Nasılı masılı yok.&lt;br /&gt;Şu oğlan omuzlarımızla dönsün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7852718272705011961-6298719397384504630?l=gostergeler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gostergeler.blogspot.com/feeds/6298719397384504630/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7852718272705011961&amp;postID=6298719397384504630' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/6298719397384504630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7852718272705011961/posts/default/6298719397384504630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gostergeler.blogspot.com/2007/03/amerika-allen-ginsberg.html' title='Amerika / Allen Ginsberg'/><author><name>Ne yani</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
